DHKP-Cye göre hırsız, uyuşturucu bağımlısı Hakan Saraylıoğlu; Alman BND, İngiliz MI5, yine İngiliz MI6, CIA ile irtibatlıdır. Yine aynı büyük ajan içerde de Hanefi Avcı ve Gökhan adlı Kosova ile ilgili istihbarat yapan biri ile iş pişirmektedir. Peki bu bilgiler Serhan Bolluka nereden geldi, DHKP-Cye nereden geçti?..
Ergenekon klasörleri 440 tane, oku oku bitmiyor.
Okudukça insan iğreniyor. Irkçılığın en pisi, kirli ilişkilerin en inanılmazı karşısına çıkıyor insanın. Böylesi ilişkileri okuduktan sonra insanın uyuyası gelmiyor.
Ömürleri Türk Devletine hizmetle geçmiş naif Kürdlerimiz bile fişlenip PKK li diye damgalanıyor. Zaten hiç birine normal bir dille Kürd denmiyor. Ya Ermeni dölü, ya da PKK li diye fişleniyor.
Hukukun olmadığı, generallerin dokunulmaz olduğu, herşeyin 17. devletin bekaası için yapıldığı bu sistemde böylesi karanlık işlerin olması kaçınılmaz.
Bu arada dosyayı okudukça bunun buzdağının görünen tepesi olduğuna insan daha çok inanıyor ama bazı ilginç sayfalara da raslıyor.
Bunlaran biri de PKK ve DHKP-C nin devlet tarafından nasıl kullanıldığı, bazı cinayet ve eylemlerin birbirine nasıl havale edildiğini görüyoruz.
Bunlardan biri de 148. klasörde yer alan İstanbul emniyetinden Cumhuriyet Savcılığına gönderilen bir yazı. Bu yazıda Hakan Saraylıoğlu adlı birinin öldürülmesiyle ilgili yazı ve savcının ulaştığı sonuçlar.
Olayın kahramanları DHKP-C, Hakan Saraylıoğlu ve şu anda tutuklu olan Ulusal Kanal çalışanı, yani Doğu Perinçekin adamı Serhan Bolluk.
Hakan Saraylıoğlu 2 şubat 2006 da, İstanbul-İkitellide bir yol kenarında boğulmuş olarak bulunmuş. Bulunduktan iki gün sonra DHKP-C yayın organı bir websiteta bir ajanı nasıl cezalandırdıklarını yazıyor.
Hakan Saraylıoğlu kimdir? Kız kaçırmak, sahtecilik, kaçakçılık, uyuşturucu kullanmak gibi suçlardan defalarca tutuklanmış, sorgulanmış birisi. Yani sürekli suç işlemiş biri. Buradan yola çıkarak bu adamın polisler tarafından bir yerlerde kullanıldığı akla gelebilir. Buna karşılık yaptığı bu suçlardan kendisine göz yumulmuş olabilir.
Bu adamın tetikçi olarak kullanılma ihtimali de var.
Serhan Bolluk denen ulusalcı 2008 yılında Ergenekon operasyonlarında tutuklanıyor, kendisine ait Beyoğludaki bürosu aranıp bilgilere el konulunca bir ajandasında Hakan Saraylıoğlu ile ilgili notlar çıkıyor. Notlar Saraylıoğlu öldürülmeden önce tutulmuştur.
DHKP-Cye göre hırsız, uyuşturucu bağımlısı Hakan Saraylıoğlu; Alman BND, İngiliz MI5, yine İngiliz MI6, CIA ile irtibatlıdır. Yine aynı büyük ajan içerde de Hanefi Avcı ve Gökhan adlı Kosova ile ilgili istihbarat yapan biri ile iş pişirmektedir.
Peki bu bilgiler Serhan Bolluka nereden geldi, DHKP-Cye nereden geçti?..
Oysa Serhan Bolluk devletle iç içe ve şimdi Ergenekondan tutuklu. Bu iki tarafın kanlı bıçaklı düşman lması gerekirken aynı bilgilerin iki tarafta olması neyle izah edilebilir?
Üstelik Hakanın ilişkide olduğu BND ajanlarının isim listesi ve CIA ajanı Stefanın da ismi ajandada tek tek not edilmiştir.
Belli ki Hakan bazı kirli işlerde kullanıldı. Artık işe yaramayınca onunla ilgili bilgiler Serhan Efendiye verildi. O da uygun bir dille DHKP-Cye bilgileri ve notları sattı. Hakanın adını adresini de verdi. Ortalıkta epey bir rant ta dolaştı.
DHKP-C taraftarlarına henüz halk düşmanlarını arayıp bulan ve cezalandıran bir örgüt olduğunu ispatladı. Devlet de kullanıp işine yaramayan bir ayakbağından kurtuldu. Her şey al gülüm ver gülüm oldu.
Okuyuculara Sabancı suikastinin kahramanları Mustafa Duyar, İsmail Akkol ve Fehriye Erdal isimlerinin Sabancı öldürülmeden sekiz gün önce Doğu Perinçekin bilgisayarına girdiğini söylersem bu ihalelerin nereden nereye gönderildiğini daha iyi anlarlar.
Mustafa Duyar yakalandığı zaman rahmetli Sakıp Ağanın Ne yapayım ben küçük balıkları, bana büyük balıkları getirin, büyük balıkları... dediği hala hatıralardadır.
Olayda kullanılan silahların Susurluk kayıp silahları, Fehriyeyi Sabancı Centerde işe koyan da Susurlukta ölen Hüseyin Kocadağdı.
Mustafa Duyarı susturmak da Veli Küçükün 100 000 doları ile Nuri ve Vedat Ergin kardeşlere havale edildi. Hadi siz sağ ben selamet...
Alın size bir sahici dedektiflik. O da bana düştü.
24 Kasım 08
***
Tuncay Guney
Ergenekon Dosyasının 165. klasöründe Tuncay Güneyin polis ifadesi var. İfadeyi alan şimdiki Ergenekon sanığı Adil Serdar Saçan... İfadeler kaset çözümlemeleri ve olduğu gibi yazıya geçirilmiş.
Bunları okurken aklıma yıl önceki bir yoldaşım geldi.
Biz ona Elo kod adı takmıştık.
Kekeçti. Heyecanlandı mı her şeyi birbirine karıştırır, iki saat dinleseniz iki cümle anlayamazdınız.
Bir gün, her ne olmuşsa iki arkadaşıyla polislik olmuşlar. Üçü de lise öğrencisi.
O dönemde ilçede çok önemli bir sorgucu polis vardı. Öyle ki, olağanüstü yetkileri vardı.
Adam Elo ile iki arkadaşını içeri alınca örgütün tavanına ulaşırım umuduyla Elodan başlamış ifade almaya. Eh, Elo anlatmış ta anlatmış ama gerçekte polis tek kelime anlayamamış.
-Bir şey anladıysam anam avradım olsun demiş polis, Ötekilerini getirin.
Diğer ikisi de biraz sorgulanmış ama Eloyu işaret etmişler:
-Valla bilse o arkadaş bilir, biz bilmiyoruz...
Bir daha almış Eloyu. Ama anlatamıyor ki!.. En sonunda Elonun kekeçlemesinden deliye dönen polis saçını başını yolmuş, deliye dönmüş:
-Atın lan bunları dışarı. Bana da bir aspirin verin!..
***
Bu ifadelere bakılırsa Tuncayın çok fena korkutulduğu belli oluyor. Zaten konuşma metinlerinde de anlaşılıyor.
Bütün bunlara yabancı değilim.
Mesela polis sorgusundan korkup, hiç ilgisi yokken komşu köyden Hemonun silahını söyleyenleri de çok gördüm.
İşte meşhur Tuncay Güney, işte ifadesinden bir bölüm.
***
Adil Serdar Saçan Tamam, şimdi daha önceden ... söyledin. Bu Susurluk olayında, değişik yönlerden, bu olayların yönlendirme faaliyetleri oldu... Basına onlardan bahsetmiştin. Onlardan bahset.
Tuncay Güney Ben size şeyi anlatayım... Dün de şey yapmadım. Şimdi siz de takdir edersiniz... başka ... başka ... Heyecandan şimdi hatırlıyorum. Susurluk kazasının... Şimdi size Susurluk kazasını anlatayım.
ASS Öncesi, oluşu...
TG Hah, şimdi Susurluk kazası olmadan önce Genelkurmayın bunlara bir operasyon yapacağını ben askeri guruplar arasında duydum. Susurluk diye değil ama askerler polisleri bu Hüseyin Koca(dağ)... Çok iyi hatırlıyorum Dev-Sol, DHKP-
C... Buraya geleceğim. Belki kafanız karışıyor ama konuyu anlayan arkadaşlar çok iyi bağlantı kuracaklar.
Askerlerin neden ... olduğunu anlayabilmek için Dev-Sol... İbrahim... Dev-Solda bir Bedri Yağan gurubu vardı, bir de Dursun Karataş. Dursun Karataş gurubuna karşı askerler Bedri Yağan gurubunu destekliyorlardı. Bedri Yağanı daha düzgün görüyorlardı.
Dursun Karataşı destekleyen kimdi? Hüseyin Kocadağ. Hüseyin Kocadağa gıcıklıklarındandı zaten.
Dursun Karataş ile Bedri Yağan kapıştıklarında askerler Bedri Yağanı desteklerken polisler Dursun Karataşa destek verdiler.
Askerlere göre Dev-Sol DHKP-C ayrışmasında DHKP-C nin bütün MKYK kadrolarında polis vardı. Şimdiki kanı da böyledir bütün subaylarda. Bu söylemiş olduğum bir albayda da böyledir. Konuştuğumdan dolayı söylüyorlar. Yüzbaşısında da böyledir.
Devam etmeyeceğim. Aklınızda kalması için, Harbiye Orduevine bir tane DHKP-C ci Hatırladınız mı?- roket sallamıştı?.. Aynı roket daha sonra da Terörle Mücadelede Reşat Altay, terörle mücadelede C Blok sorumlusuydu, -çok iyi hatırlıyorum- attırılmıştı. O zaman bana söyledikleri(ne göre), bunun askerlerin misilleme olarak yaptırıldığı söylendi.
Bunun yanısıra ben Doğu Perinçek ve Adnan Akfırat ile oturdum. Onlar da Evet dedi, DHKP-C MKYK ları polistir. İstanbul polisi burada ön ayaktadır. Şey yaptı, bunu anlattılar.
Ama askerler de o zaman şeyi söyledi. Dursun Karataşı bu ..... olayını çapraz, onlara misilleme yapıldığını anlattılar.
Hüseyin Kocadağ kavgalarında (tartışmalarında) bir araya geldiklerinde Susurlık .... de Hüseyin Kocadağın Alevi olduğunu, bunu da Dev-Sol u da, DHKP-C yi de tasfiye edip, böyle yapanların olduğunu söylediler.
En son yine konumuza döneceğimiz için yine aklıma geldi, bu önemli bir şey...
Veli Paşa Karadenize gittiğinde, Giresunda iken, DEHAP vardı, Demokratik Halk Partisi (Doğrusu: DHP, Devrimci Halk Partisi)... Bu Dursun Karataşla da arası iyiydi. Abdullah Öcalanla da arası iyiydi. Bunun başında da Meral Kır... Ya da Kır... (Doğrusu: Meral Kıdır) Kitapları da vardır.
Bu kadınla da ilişkiliydi. Bu kadına Bayrampaşada haber gönderip, -Bayrampaşa Ceaevinde yatıyordu-, haber gönderip, -kendisi söyledi-, Meral, şeye, söyle Dursuna benim bölgemde PKK ile yapmış olduğu ittifakı bozsunlar...
O zaman çünkü hatırlıyorum, ÖDP liler de şunu yapıyordu: Veli Küçük nerde faili meçhul orda yürüyüşleri başlamıştı... Çünkü orda .... kayboluyorlardı. ÖDP liler de yürüyüş yapmışlardı.
O zaman bu DEHAP (DHP) başkanı kadına şey yaptı. DEHAP (DHP) başkanı kadın da, -Veli Paşa bana anlattı Giresunda iken-, Dursun Karataşa mektup göndermiş. Dursun, Veli Paşanın olduğu bölgede ben eylem yapmam. Siz bu hatayı Bedri Yağanla beraber yapmıştınız. Ben ögütümün helak etmesini istemiyorum. deyip tamamen PKK ye yanaştığını, (Veli Paşa) ben Meralle sık sık görüşüyorum dedi.
Meralin de bir kaç kitabı kendisine gönderilmişti. O kitaplardan biri benim evimde olabilir. Bilmiyorum şimdi. Ama bir kitap bende durması gerekiyor. Alındı mı bilmiyorum. Meral Hıdırdı. O kitabı da ben kendisinden aldım. Veli Küçük de Meralin bir kaç tane kitabını benden İstanbula telefon edip te söylemişti. Onları da ben yine... Aponun da bu son bir kitabı vardı. Bir muhatap arıyorum hiç piyasaya sürülmeden Doğan Erbaş ile görüşmüştüm.
Çok iyi hatırlıyorum. Bu Doğan Erbaşı da bir kenara yazarsanız... Doğan Erbaşla Aydınlıkta görüştüm. Abdullah Öcalan; Doğu (Perinçek) ve (Veli) Küçüke bir muhatap arıyorum, nasıl hareket etmeliyim İmralıya geldikten sonra...
Doğan Erbaş ile görüştüm. Avukatıydı o zaman. O zaman o İstanbul il başkanı avukatı Veli Küçük beğenmediğinden o avukatı da diskalifiye ettiler. Adını hatırlarsam size söylerim.
(Az aşağıda)
İyi ki sordunuz bunu, aklıma geldi... Mehmet Eymürle bunların arası çok iyi. Ben pasaportum da sizde... Pasaportumda giriş .... olacak. Suriyeye gittim. Suriyeye buradan Ankara, Gaziantep-Kilis Öncüpınar kapısı diye bir kapı vardır. O kapı ben gittiğimde yeni açılmış. Köyü kaldırmışlar. Bir tek Sağkılıç ailesi kalmıştı. Gümrük olmuştu. Ben o zaman polis benden o şeyi, Doğu Perinçek ile Abdullah Öcalanın benden fotoğraflarını aldılar. Elele fotoğrafları var ya!.. Bunları piyasaya çıkartan Hanefi Avcıır. Gazeteye çıkartan, Aksiyona şuraya buraya... O fotoğrafları benden alırken kimliğimin fotokopisini aldılar. Bir de kendim (gönüllü) verdim diye kapıda gündüz gözüyle imzamı aldılar.
ASS Senin cüzdanına mı baktılar, çantana mı baktılar?
TG Çantamı aradılar.
ASS Sendeydi fotoğraflar?..
TG Bendeydi fotoğraflar zaten. Benden aldılar bunları sonra yayınladılar. Veli Paşa Hanefi Avcıı hiç bir zaman sevmiyordu bunu biliyorum.
Metin Delikan
http://www.nasname.com/tr/2282.html
|
|